Boyum tezgahla aynı yükseklikte olduğundan, altıma oturak koyarak açardım gazete paketlerini. Hele yalnızsam, gazeteleri açma işi bitinceye kadar dükkanın kapısını içerden kilitler, abonelerin gazetelerini ayırdıktan sonra açardım kapıyı.
Kapının önünde bekleyenlerin homurtuları, kapıyı açmamla birlikte son bulur, o homurtuların yerini, adeta kapışılan gazetelerin hışırtısıyla, para alış verişinin konuşmaları alırdı.
Kimin hangi gazeteyi okuduğunu bilirdim. Daha o söylemeden gazeteyi hazırlar tutuştururdum eline.
Bir saate yakın zaman süren hazırlıklarım sonunda, on dakikanın içinde bitiverirdi gazete bekleyenlerin amaçlarına ulaşması.
Kimi gazeteyi aldığı gibi evinin yolunu tutarken, kimileri de hemen o anda ya içerde, ya da dükkanın önünde açarlardı gazeteyi.
Gençler arka spor sayfalarından başlarken okumaya, siyasiler ön sayfalarda ararlardı bilgileri.
En çok Hürriyet gazetesi okunurdu o günlerde de. Onu, yerine ve promosyonuna göre Tercüman ve Milliyet gazeteleri izlerdi. Tabi, zaman zaman siyasi gelişmelere göre bazı gazetelerin okur sayılarının arttığı da olurdu. Ama genelde değişmezdi insanların okudukları gazetelerin adları.
Örneğin Cumhuriyet gazetesinin bir numaralı abonesi hep İhsan Çimen olarak kalırken, Tercüman gazetesinde bu isim Sadık Ogan oluyordu, onun arkasından Necmettin Özenç. Hasan Şeker Milli Gazete de her zaman bir numara.Yıllar yılı değişmedi bu.
Hasan Yavuz Hürriyet gazetesinden başkasını okumadı diye anımsıyorum.
Burda model kitaplarını hakim- savcı hanımları alırken, Hayat ve Ses mecmuaları genelde genç kızların bulunduğu evlere gidiyordu. Zamanın aktüalite dergisi Pazar ve Hafta Sonu gibi dergilerin değişmez abonesi berber Yavuz Nar ile, şimdilerin sevimli şairi, Gavruk Hasan dı.
Bir de, bedavacılarımız vardı elbet. Hem çaylarını ısmarlatırlar, hem de tüm gazeteleri okurlardı.
Bunların yanında benim/bizim gönüllü çağırdığımız okurlarımızda vardı. Örneğin Abdullah Tuzcu amcam, babamdan belki dedemden kalan bir emanetti bize. O'nu özellikle ve rica mihnet getirirdik dükkana. Gelmesi ve o hep takip ettiği "Pehlivan Koca Yusuf'un" Tercüman'da yayınlanan "tefrikasını" okumasını biz isterdik.
İhsan Çimen amcanın gazetesini alma saati belliydi. O gazetesini almamışsa kapatmak olmazdı dükkanı. Geciktiğinde anlardık, Gençlik Kulübündeki profa oyununu Şaban Kortarla'nın uzattığını.
Çoğu zaman da erken gelmesini ve benimle sohbet etmesini isterdim İhsan amcanın. Israrlarıma dayanamayıp, arada bir çayımı içmeyi kabul ettiği zamanlar da çok şey öğrendim ondan.
Şekerci baba (Süleyman Özvar) dan nasıl söz etsem bilmiyorum ki. Beni büyüten mi desem, üstadım mı desem, amcam mı desem. Hepsi az gelecek bunların. Ama dükkana her girişinde muhakkak bir şiir okuduğunu, Nedim'i, Fuzuli'yi, Yahya Kemal'i, Neyzen'i, Tevfik Fikret'i bana sevdirenin o olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Hele hele Nazım'dan okuduklarını hiç unutmayacağım.
Şekerci babaya olan ödev ve borçlarımı ödeyebilmem için romanını yazmamın yetmeyeceğini de iyi biliyorum.
Şekerci baba da her gazeteyi okurdu, gözlüklerinin altından gün boyu.
Evet yediden yetmişe okuyordu Kurşunlu o tarihlerde. Eminim ülkenin içinde bulunduğu bu kültür yozluğu içinde, yine de en çok okuyanlar benim ilçemdedirler.
Kurşunlu kaymakamlığının başlattığı "Kitap Okuma" seferberliğine de duyulacak ilginin her yerdekinden fazla olacağına inanıyorum.
Sitemizin yeni formatında yazdığım bu ilk yazımın devamının, yine anılar ve beklentiler şeklinde geleceğini belirtir, saygılar sunarım.

 

Bu yazıyı Paylaş

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn