Kuranda ilk indiği söylenen ''Oku'' emrinin ne anlama geldiği hakkında genelde çok okuyup çok öğrenmek anlaşılır. Ama bununda doğru olması ile birlikte yazanlar yazdıklarını sürekli bir birlerinden alıp yeniden üretmezler o halde konu başlıklarını ilk ele alan yazarlar bazen o güne kadar kimsenin yazmadığı şeylerde yazarlar. Peki bunu nerden okumuşlardır.
İşte bu konuda yazışma arkadaşlarımdan birine cevap yazarken getirdiğim yorum.
Bildiğiniz gibi herkesin kendince doğru kabul ettiği doğruları vardır.
Sizin doğrularınızı kabul etmesem de saygı ile karşılar ve belli bir nezaketi aşmamak üzere tartışmaya devam edebiliriz. Bu grupların asli amacı da çatışmadan çok bu amaca hizmet etmek içindir. Bazı gruplar tek tip düşünceyi savunuyor ve kendileri çalıp kendileri söylüyor olabilirler ama bunun bir anlamı yoktur. Sadece cepheleşmeyi işleri gerip iç savaş kışkırtmaya kadar giden tercihlerde onların tercileridir. Bu durum bizlerden yok yasalar ile ilgili kişileri ilgilendirir. Bu yüzden bizlerin onlara da diyebileceğimiz bir şey yoktur.

Bazılarının ilerleme konusunda ülkemizi kıyaslarken örnek verdiği örnekleri sizde bana vermişsiniz. Suudi Arabistan'ı, Suriye'yi, Irak'ı vs. Türkiye ile mukayese edişiniz yanlıştır. Onlar bizim eski şark vilayetlerimiz olduğu için mutlaka mukayese edecekseniz şimdiki şark vilayetlerimiz olan Urfa, Mardin, Hakkâri, Kars, Van gibi vilayetlerimiz yada o bölgelerimiz ile kıyaslamanız gerekir ki bu konuda bizlerin de bir başarısı olduğunun gerçeği yansıtmadığı sadece aldatıcı bir kıyaslama olduğu ortaya çıkar.
Bir kıyaslama gerekirse altmışlı yıllarda o yerleri gezerek kıyaslama imkanı bulduğum. Bizim eski batı eyaletlerimizin durumu ile oralara başkentlik yapmış vilayetlerimiz karşısında o yıllarda mesela Selanik, Atina, Sofya, Belgrat ve Viyana sınırına kadar yerlerin İstanbul İzmir Ankara, Bursa, Edirne gibi vilayetlerimizin yanında kasaba durumunda kalmış olduklarını bizzat görmüştüm. Bu eski eyalet ve vilayetlerimizin yanında bu gün ne durumda olduğumuz ile kıyaslamalar ve doğuda Körfez ile falan Hakkâri'ye nispetini kıyaslayabilirsiniz. Dün Nasıl İstanbul Avrupa'nın başkentlerinden en önemlilerinden birisi idi ise bu günde öyledir. Tek fark artık hükümran olan bir ülkenin değil adeta onlara teslim olmak olarak da yorumlanan AB kapısında eski dönemlerdeki gibi ama bu sefer farklı nedenlerle istenmeyen ya da uzakta, kapının dış tarafında durması istenen bir ülkedir. Bu da geldiğimiz noktanın doğuya kıyasla değil batıya kıyasla pek de parlak bir nokta olmadığını ama geride de kalmadığımızı gösteriyor sanırım.
Kuranın Oku emri ile başladığından çok söz edilmektedir.
Oku emri ile ne anlatıldığını izniniz ile biraz açayım.
Cebrail as. Peygambere Hıra dağındaki mağarada geldiğinde ve oku emrini tebliğ ile oku dediğinde, Peygamber ben okuma bilmem diye cevap vermiştir.
Yine oku dediğinde aynı cevabı vermiştir üstelik ortada okunacak bir metinde yoktur.
Üçüncüde onu sarıp sıkmış ve tekrar oku dediğinde ayetin devamı kendiliğinden kendi lisanından dökülmeye başlamış ve o anda o insanı bir kan pıhtısından yarattı oku Rabbin (Rabbin=mürebbin=muallimin=öğretmenin=yaratıcın) sonsuz kerem sahibidir. O insana bilmediğini öğretendir diye okumaya devam etmiştir.
Okuduğu bir metin değil doğrudan iç dünyasının aynasındaki tecelliler ve kâinat kitabıdır. İç ve dış âlemdir, çevredir tabiattır eşyadır, her şeydir. Canlı cansız her şey ve bu âlemler kitabıdır. Bir erişkinin bazı bilgileri küçük bir çocuğun anlayışına indirgeyerek anlatması gibi bizim Allah ça yazılmış çok boyutlu kainat kitabının insanca ya indirgenmiş olan mukaddes kitabımız Kuran'daki Allah ça dan insanca ya indirgenmesidir. Gökteki gördüğümüz güneş, ay, yıldızlar dağlar ırmaklar denizlerin bizzat kendisi yani aslı olan Allahın kelimelerinin insanca ya indirgenmesinde onların birer isim ile her insanın anlayışına indirgenmiş halidir.

Aslında Allah'cayı herkes anlar ve okur kendi dili ile de isimlendirerek tercüme edip Biz Güneş, Arap Şems, batılıda sun, sone gibi adlarla ses ve yazı diline çevirip kullanırlar. Her şeyi kendi dillerinde bir karşılık bularak okudukları evren kitabının sayfalarını adlandırıp aktarıp anlatırlar. Ama sadece Allah'çayı okuduklarının farkında değillerdir. Şimdilerde buna evrensel dil bazen de sibernetik sistem demeye başlanmıştır. Bunun basit yakışıksız ama azda olsa gerçek payı da bulunan müneccimlerin, kahinlerin, şamanların, falcıların değişik gizemli okumaları ile Astronomlarım, fizikçilerin kimyagerlerin ve değişik bilim dallarında bilim adamları ve analizcilerin araştırmaları ile yaptığı bilimsel okumaları da aslında kitaplardan okudukları değil evren kitabından okuyup kitaplarına yazdıklarıdır diyerek anlamlandırmak da mümkündür.

Kısaca aslında okumayı bilerek yaratılıp sonrada bu işi ilkel kabilelere has bir durum zannı ile ret edip unuttuğumuz okuma tarzı Peygambere ilk gelen ayet de peygamberinde okumayı herkes gibi yazılı bir metini okumak olarak düşündüğünden olsa gerek ki ben okuma bilmem deyişinden anlayabiliriz. Ve oku hitabı ile de kainatı en iyi okuyan insan unvanını almıştır.
Bu yüzden, Yunus Sen kendini bile okuyamazken anlamında bu nice okumaktır der.
Özet olarak hepimiz farklı bilgiler ve programlar yüklenmiş bilgisayarlara benzeriz. Farklı girdiler ile hiç bir konuda sürekli aynı sonuçları almak mümkün değildir. Bu yüzden aslında tartışmalar ve yazışmalarımız bir birimizden kendimizde olmayan bilgi ve programları da kendimize katarak daha geniş bir kullanım ve basiret alanına kavuşmak olsa gerektir diye düşünüyorum. Çatışmaların bizlere bir yararı olabileceğini sanmıyorum. Kuranda bu durum sizleri bir birinizle tanışıp bilişesiniz diye farklı kavimlere ayırdık denilmektedir. Sanırım bu kişiler içinde geçerlidir.
Yine Yunus'un Tabiri ile gelin tanış olalım işi kolay kılalım, dünya kimseye kalmaz. O halde okuyalım ama sadece yazılmış ve tekrar tekrar üretilenleri değil. Bilimsel imkânların genişliğinden istifade ile kainatın her şeyini okumaya çalışıp kendimiz yazıya geçirmeye başlayalım diyede düşünmeliyiz diye düşünüyorum. Filipeli Ahmet Hilmi Efendinin meşhur Osmanlı klasiklerinde son dönemde yerini almış Amak-ı Hayal adlı eserinde bir söz geçer. Ah ah elif ba hocası pek çokmuş da elif ba nın ne olduğunu ne bilen nede anlayan kimse yokmuş.
A.D.Şimşek

Bu yazıyı Paylaş

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn