atatürkAtatürkçülüğün on ilkesi Bilimcilik, Sosyal Ahlâk, Millî Egemenlik, Tam Bağımsızlık, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik’tir.

-Bir Atatürkçü Laiklik İlkesi için, hayatında hangi ortam ve koşulda olursa olsun, burada verilen öğütleri öğrenir ve uygular. Atatürkçüler bir araya geldikleri zaman birbirlerini bu öğütler bakımından bilgilendirir, aralarında bu öğütleri konuşur, tartışır, işler ve yayar.

-Bir Atatürkçü ancak bu öğütleri uyguladığı derecede Atatürkçüdür. Kim ki bu öğütlerin hepsini bilir, üzerinde düşünür, uygular, anlatır, açıklar, başkalarına ulaştırır, yayar, ancak o “ben tam bir Atatürkçüyüm” diyebilir.

Okuduğunuz yazı Laiklik İlkesi’nin “Din ve Vicdan özgürlüğü” bahsi üzerine bir denemedir.

DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

3.1.-Laiklik aynı zamanda vicdan özgürlüğüdür, bütün yurttaşların din özgürlüğüdür,  ibadet özgürlüğüdür. Her reşit dinini seçmekte serbesttir Türkiye Cumhuriyeti’nde. Herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinî fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nde belirli bir dinin merasimi de serbesttir, ibadet özgürlüğü koruma altındadır. Ancak ibadetler de güvenliğe ve genel âdâba aykırı olamaz, siyasi gösteri şeklinde yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi hallere Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

Ey doğru bilgiyi arayan! Laiklik, görüyorsun, sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değildir; vicdan özgürlüğüdür, din ve ibadet özgürlüğüdür aynı zamanda; ancak bilim ve ahlak çerçevesinde, yasalar çerçevesinde! Böylece tamamla bilgini, bilmeyenlere duyur, güzelce öğret.

3.2.- Dünyada başka bir millet yoktur ki yabancı unsurların inanç ve âdetlerine bizim milletimizden daha fazla saygı göstermiş olsun. Hatta denebilir ki diğer din mensuplarının dinine saygılı olan biricik millet bizim milletimizdir. İstanbul’un fethinden beri gayrimüslimlerin mazhar oldukları geniş imtiyazlardır bunun kanıtı; milletimizin din ve siyaset bakımından dünyanın en hoşgörülü, en cömert milleti olduğunun kanıtı. Sende de olsun bu büyük hasleti Milletimizin; yaşa onu, geliştir, gereği neyse yap. Çevrene de aşıla. Ancak bir koşulla: Milletimiz, devletimiz zerre kadar zarar görmemeli bu hoşgörüden. Onlar, bizimle birlikte yaşayan Müslüman olmayan unsurlar, aynı hukuka sahiptir bizimle, aynı yetkilere sahiptir. Hepimiz, Müslüman veya değil,  Türkiye Cumhuriyeti’nin aynı şekilde uyruğuyuz. Hepimizin hukuku birdir. Gayrimüslim vatandaşlarımıza bizim siyasî egemenliğimizi ve toplumsal dengemizi ihlal edecek fazladan imtiyazlar verilemez.

3.3.-Bireyin düşünce hayatındaki özgürlüklerinden ilkidir vicdan özgürlüğü.  Mutlaktır, dokunulmazdır, bireyin doğal haklarının en önemlilerindendir. Dinî hayatı Allah’ın yüce hükmü ve nüfuzu altında idare için, insan ruhunun sahip olduğu haktır. Vicdan özgürlüğü nedir, neden dokunulmazdır, neden doğal hakların en önemlileri arasında yer alır o? Dinî hayatla ilgisi nedir? Ne yüksek düşünme ve tartışma konuları, ne faydalı yazı ve hitabet konuları… Ey dost! İlgilen,  kafa yor bunlara!

3.4.- Bir Atatürkçü en fazla düşünmeye ve düşünceye saygı duyar. Şöyle der: Her birey istediğini düşünür, kendine göre siyasî bir düşünceye sahip olur. İstediğine inanır, seçtiği bir dinin gereğini yapar veya yapmaz. Bu hak ve özgürlüğe sahiptir. Bir vicdan sorunudur din. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Kimsenin düşüncesine ve vicdanına egemen olunamaz. Bu güzel anlayış ona, Atatürk’ten mirastır. Kimsenin vicdanına karışmaz bu sebeple. Ancak kendi görüşünü anlatmakta, kendi görüşünü yaymakta özgür hisseder kendini. Şu şartla ki kimseyi zorlamaz, şiddet uygulamaz. Böyle yapanlara karşı çıkar.

3.5.- Tarihte, uygarlığın geri olduğu cehalet devirlerinde düşünce ve vicdan özgürlüğü tahakküm ve baskı altındaydı. Çok zarar görmüştür insanlık bu tahakkümden. Özellikle din muhafızlığı kisvesine bürünenlerin, gerçeği düşünüp söyleyebilenler hakkında reva gördükleri zulümler, işkenceler… İnsanlık tarihinde daima kirli facialar olarak kalacaktır bunlar! Ey Kemalist!  Bu gerçeklere duyarsız kalma,  öğren, daha çok öğren. İbret al, ibret aldır; bilmeyenlere anlayacakları şekilde anlat, uyandır onları. Öyle ki yüz vermesinler din bağnazlarına. Görsünler Laiklik sayesinde kavuştukları din ve vicdan özgürlüğünün değerini, canla başla sahip çıksınlar ona.

3.6.- Din de, mezhep de herkesin vicdanının işidir. Hiç kimse hiç kimseyi, ne bir dini, ne de bir mezhebi kabule zorlayabilir. Türkiye’de kimse fikirlerini başkalarına zorla kabul ettiremez, asla müsaade edilmez buna. Samimî inanç sahipleri, derin iman sahipleridir ki özgürlüğün icaplarını bilir. Ey Atatürkçü! Sen sen ol, fikirlerini başkalarına zorla kabul ettirmekten uzak dur. Ancak ilkelerinden de zerre kadar fedakârlık etme! İyilikle, sağlam bilgiyle, güçlü kanıtlarla anlatırsan, mutlaka başarılı olursun. Göreceksin, akıl sahipleri kendiliğinden gelecektir peşinden.

3.7.- Kimlerde hoşgörü yoktur, kimler bağnazdır biliyor musun? Eğer farklı inanışlı kimseler birbirine kin ve nefret besliyorsa, birbirini hor görüyorsa ve hatta birbirine sadece acıyorlarsa, işte onlarda yoktur hoşgörü, işte onlardır bağnaz olan. Hoşgörü o kimsede vardır ki yurttaşının veya herhangi bir insanın vicdanî inanışlarına karşı hiçbir kin duymaz, aksine saygı duyar. Başkalarının, kendininkine uymayan inanışlarını bilmezlikten, duymazlıktan gelir hiç olmazsa. Hoşgörü budur işte. Bir Atatürkçü öyledir, hoşgörülüdür, ona yakışmaz bağnazlık. Farklı inanışlı kimselere kin duymaz; onları hor görmez, sükûnetle karşılar inançlarını. Ancak gevşemez de, zerre kadar ödün vermez ilkelerinden. Aynı inançla, aynı kararlılıkla savunmayı sürdürür görüşlerini.

3.8.- Özgürlüğü özgürlük için sevenler, hoşgörünün ne olduğunu bilenler dünyada pek azdır ne yazık ki. Genelde her yerde geçerli olan; taassuptur, yani bağnazlıktır, hoşgörüsüzlüktür. Her yerde görülebilen barış manzarasının temeli, bağnazlık ile özgür düşüncenin birbirine karşı kin ve nefreti üzerinedir. Temelin yıkılmaması kin ve nefret zeminindeki dengeyi tutan fazla kuvvet sayesindedir. Ne üzücü bir durum bu değil mi? Mustafa Kemal, Önderimiz, o Gözlere Nur Olan, insanlığın temel bir sorununa daha yönlendiriyor bizi bu sözleriyle, bağnazlıkla özgür düşüncenin çatışmasına! Tabiî aynı zamanda bir görev daha vermiş oluyor biz Atatürkçülere: Dünyada daima hoşgörünün, taassupsuzluğun, özgür düşüncenin yanında yer alacağız.  Bunların yayılması için, bunların güçlenmesi için çalışacağız; ilgilenerek, düşünerek, üreterek, iş yaparak.

3.9.- Ancak şu da var ki her şeyde ölçü güzeldir, her şeyde denge güzeldir. Bu, hoşgörü için de geçerlidir; onun da bir sınırı vardır. Atatürk bu koşulu da özenle vurguluyor; bak nasıl: Gerçek özgürlükçüler taassupsuzluğun, hoşgörünün genel bir haslet olmasını isterler. Fakat, hatta iyi niyetle dahi olsa, taassup yani bağnazlık hatalarına karşı dikkatli olmaktan vazgeçmezler. Çünkü iyi niyetler hiçbir zaman, hiçbir şeyi düzeltememiştir. Örneğin insanlar ruhun selameti adına yakılmıştır. Herhalde bunu yapan Engizisyon papazları iyi niyetlerinden, iyi iş yaptıklarından söz ediyorlardı; belki de bu sözlerinde ciddî olarak samimîydiler. Fakat bir ahmaklığı, bir hıyaneti iyi bir iş kalıbına uydurmak zor değildir; en nihayet bu bir isim değiştirme sorunundan ibarettir. İşte bu nedenledir ki aldırmazlığı kayıtsızlık derecesine kadar götürmemek gerekir. Gerçi özgür olmak herkesin hakkıdır ve bunun için gerçek özgürlükçüler, özgürlükçü olmayanlara karşı da geniş davranılmasını isterler. Fakat onların, elleri ayakları bağlı olarak kurbanlık koyun yerine konmaya razı olacakları asla düşünülmemelidir. Kısacası, ölçülü olmaktır en iyisi. Öyleyse, elbette özgürlükçü olacaksın. Elbette, ülkende, dünyada hoşgörünün hâkim olması için çalışacaksın. Ancak iyi niyetin her sorunu halledemeyeceğini, hatta bu tutumun da sakıncaları olduğunu unutmayacaksın. Öyleyse asla kayıtsızlık derecesine götürme hoşgörünü. Atatürk’ten sonra gelen yöneticilerimizin işlediği vahim bir hata da budur. Ülkemiz onulmaz zararlar gördü bu tutumdan. Sen onlar gibi olma. Ne kendini, ne halkını kurbanlık koyun yerine koydurma.

3.10.- Unutma ki bazı insanlar geleceği, geçmişin arasından görür. Bunlar ilgimizi kestiğimiz geleneklere bağlılığın mutlaka iadesini ister. Bu gibi insanlar kendi inandıkları gibi inanmayan kimseleri istedikleri gibi ezemezlerse, kendilerini cenderede hissederler. Herhalde hoşgörünün arzu edildiği gibi genelleşmesi, huy haline gelmesi düşünce terbiyesinin yüksek olmasına bağlıdır.

Ey sen,  halkına hizmet için çırpınan, böyle sesleniyor sana Atatürk ve bir görevini daha hatırlatmış oluyor: Aman, bağnazlara karşı uyanık ol. Kendini, çevreni, halkını koru onlardan. Sakın güçlenmelerine izin verme. Mücadele et onlarla, akılla, bilimle, ahlakla, malın ve mülkünle.

3.11.- Ancak şunu da unutma: Eğer bütün fikirler ve inançlar bir noktada birleşirse, bu hareketsizlik belirtisidir, ölüm işaretidir.  Öyleyse fikirlerin, inançların başka başka olmasından şikâyetçi olma. Bir yurttaşının veya herhangi bir insanın vicdanî inanışlarına karşı kin duyma, aksine saygılı ol.   Fikirlerini başkalarına zorla kabul ettirmeye çalışma! Haklı olduğuna inanıyorsan, aklınla, yeteneklerinle göster bunu. Tatlı konuş, ikna et insanları; öyle ki kendiliğinden gelsinler peşinden kafalarıyla, yürekleriyle, elleriyle.

3.12.- Dinî tesettür kadınlar için zorluk yaratmayacak, kadını hayatından, varlığından ayırmayacak şekilde olmalıdır. Kadınların günlük hayatta, toplumsal ve ekonomik hayatta, bilim hayatında erkeklerle birlikte çalışmasına engel olmayacak şekilde basit olmalıdır. Bu basit şekil toplumumuzun ahlak ve töresine aykırı değildir.

UYGULAMA

A) Kavramlar

Laiklik İlkesinin “Din ve vicdan özgürlüğü” bahsinde karşımıza çıkan temel kavramlar şunlardır:

Siyasi gösteri, bireyin doğal hakları, güvenlik ve genel âdâb, bilim ve ahlak çerçevesi, düşünce terbiyesi.

Aşağıda tanımlamaya, açıklamaya çalıştığım bu kavramları ne kadar iyi öğrenirsek, öğrendiklerimizi unutmazsak, Atatürkçülüğü bir düşünce sistemi olarak o kadar kolay öğrenir, o kadar kolay anlatır, ondan o kadar fazla istifade eder, onu o kadar verimli işler, geliştiririz.

1) SİYASİ GÖSTERİ

 İnsan sosyal bir varlıktır, toplu yaşar. Bu yaşayış yönetilme ihtiyacını doğurur. Yöneticilik ise, siyaset gerektirir. Siyaset birtakım faaliyetler çerçevesinde yapılır. Bu faaliyetlerin bir türü de siyasi gösterilerdir: Toplantılar, mitingler, yürüyüşler gibi…

2) BİREYİN DOĞAL HAKLARI

İnsanın, doğuştan sahip olduğu haklardır. Başlıcası yaşama hakkıdır. Hayat standartını yükseltme, güvenliğini sağlama da doğal haklardandır.

3) GÜVENLİK VE GENEL ÂDÂB

 Her birey, hayatını varlığı zarar görmeden sürdürmek ister. Toplum hayatında, güvenlik hizmeti yoluyla bunu devlet sağlar. Bireyler de bu açıdan birbirlerine karşı sorumludur.Öte yandan her birey, diğerlerinin, ahlak ve estetik açıdan duygularını incitmemekle yükümlüdür. Bununla ilgili kurallar da genel âdâbı oluşturur.

4) BİLİM VE AHLAK ÇERÇEVESİ

İnsanın ve toplumun hayatında bilim ve ahlak kurallarının belirleyici olmasıdır. Ancak bilimden kasıt, “temiz bilim”dir. Ahlaktan kasıt ise “sosyal ahlak”tır. Bu konular için Atatürkçülüğün Bilimcilik ve Ahlak ilkelerine bakılabilir (İki kaynak: Yeniden Müdafaai Hukuk dergisi ile www.cihandura.com)

5) DÜŞÜNCE TERBİYESİ

 İnsan doğuştan düşünme yeteneğine sahiptir. Ancak bu yetenek geliştirilebilir, çok daha verimli olacağı bir düzeye yükseltilebilir. Böylece farklı bir şekil kazanır. Bu şeklin en makbul olanı bilimselliktir. İnsan düşüncesine bu özellik terbiye yani eğitim yoluyla kazandırılır.

B) Yardımcı Kavramlar

Atatürkçü düşünce sistemi insanın bireysel hayatıyla ilgili bazı esaslar koymakla birlikte, toplum hayatı ile çok daha fazla ilgilidir. Gerçekten, Atatürkçülüğün On İlkesi esas itibariyle toplum ve devlet hakkındadır. Bu sebepledir ki toplumsal yaşamla ilgili bazı kavramları, uzmanlık alanımız ne olursa olsun, genel olarak öğrenmek zorundayız. Yoksa, Atatürkçü Düşünce’yi anlamakta zorlanırız, tam olarak anlayamayız, bu yüzden de gerçek bir Atatürkçü olamayız. “Din ve Vicdan Özgürlüğü” kesimi kapsamında bilmemiz gereken başlıca yardımcı kavramlar şunlardır:

Yabancı unsurlar, gayrimüslimler, hukuk, siyasî düşünce, vicdan, mezhep, hoşgörü, hoşgörüsüzlük, özgürlük, Engizisyon, iyi niyet, gelenekler.

Bu kavramların anlamlarını ilgili sözlüklere bakarak, halk için yazılmış kitaplara, ansiklopedilere başvurarak öğrenebiliriz, uzmanlara sorabiliriz. Birkaç arkadaş bir araya gelerek, “imece” yoluyla araştırır, birbirimizi bilgilendirebiliriz.

C) Sorular

Atatürkçü sürekli sorar ve sorusuna yanıt arar. Öyleyse aşağıdaki 8 soru üzerinde kafa yorunuz. Siz kendiniz de başka sorular oluşturabilirsiniz.

Her soruyu yanıtlamaya çalışınız. Size yol gösterecek, bilgi sağlayacak kaynaklara başvurunuz. Arkadaşlarınıza sorunuz, ortaklaşa yanıt arayınız, tartışınız.  Bazı sorular için verdiğim ipuçlarını kullanınız.

Çabalarınızı zamana yayınız, örneğin bugün, 2 soru üzerinde, yarın diğer 2 soru üzerinde durunuz, kalan sorular için de böyle yapınız.

Soruları, yanıtları çok iyi öğreniniz. Bunu sağlamak için geri dönüşler yapınız. Özet çıkarınız. Sorular ve yanıtların içerdiği bilgileri birbirinize anlatınız, başkalarına aktarınız.

1) İstanbul’un fethinden beri gayrimüslimlerin Türkiye’de mazhar oldukları geniş imtiyazlara örnekler veriniz.

2) Aşırı hoşgörüden Milletimiz ve Devletimiz hangi zararlara uğrar?

3) Bireyin düşünce hayatı ile ilgili özgürlükler hakkında kısa bir kompozisyon hazırlayınız.

Atatürk bu tür özgürlükler arasında şunları sayıyor: Vicdan özgürlüğü, toplanma ve basın özgürlükleri, dernek kurma ve öğretim özgürlükleri, …

4) Uygarlığın geri olduğu cehalet devirlerinde düşünce ve vicdan özgürlüğü hangi sebeplerden dolayı tahakküm ve baskı altındaydı?

Başlıcası yöneticilik ve zenginleşme hırsıdır. Yöneticiler halkı kendilerine tabi kılmak için, onları belirli düşünce kalıpları içinde tutmaya, düşünmeye ve inanmaya zorlamışlardır.

5) Din muhafızlığı kisvesine bürünenlerin, gerçeği düşünüp söyleyebilenler hakkında reva gördükleri zulüm ve işkenceler hakkında kısa bir kompozisyon hazırlayınız.

6) Her yerde görülebilen barış manzarasının temelinde, bağnazlık ile özgür düşüncenin birbirine karşı kin ve nefretinin bulunması ne anlama gelmektedir? Açıklayınız.

7) Atatürk “bir ahmaklığı, bir hıyaneti iyi bir iş kalıbına uydurmak zor değildir; en nihayet bu bir isim değiştirme sorunundan ibarettir” diyor. Bu sözü somut örnek vererek açılayınız.

”,  http://www.kayseri.net.tr/yazar.asp?yaziID=4865)

8) Bütün fikirlerin ve inançların bir noktada birleşmesi, neden dolayı hareketsizlik belirtisi ve ölüm işaretidir?

Bu soruyu yanıtlamak için bir tavsiye: Bir toplum hayal ediniz. O toplumda tek bir görüş var. Herkes o çerçevede düşünüyor, onun dışına çıkamıyor. (Dikkat Atatürkçü Düşünce’de “Devrimcilik İlkesi” sebebiyle böyle bir durum asla söz konusu olmaz.)

9) “Dinî tesettür” ün kadınlar için zorluk yaratmayacak, kadını hayatından, varlığından ayırmayacak şekilde olması” hangi koşul ve özellikler gerektirir?

Bu yazıyı Paylaş

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn